İstanbul Ticaret Borsası

 

  • BAŞARI HİKAYELERİ
  • ALİ MUHİDDİN HACI BEKİR
Başvuru Yapan: Gerçek Kişi

4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince istediğim bilgi veya belgeler aşağıda belirtilmiştir. Gereğini arz ederim.


T.C. Kimlik No (*)

:     


Ad Soyad (*)

:     


E-Posta (*)

:     


Telefon (*)

:     


Faks (*)

:     


Geri Dönüş Tercihiniz

:    


Adres (*)

:     



İstenilen Bilgi / Belge (*)

:     


(*) Zorunlu alanların doldurulması gerekmektedir.

Başvuru Yapan: Tüzel Kişi

4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince istediğim bilgi veya belgeler aşağıda belirtilmiştir. Gereğini arz ederim.


T.C. Kimlik No (*)

:     


Ad Soyad (*)

:     


E-Posta (*)

:     


Telefon (*)

:     


Faks (*)

:     


Geri Dönüş Tercihiniz

:    


Adres (*)

:     



İstenilen Bilgi / Belge (*)

:     


(*) Zorunlu alanların doldurulması gerekmektedir.

    Ali Muhiddin Hacı Bekir

    Türkiye’nin köklü markalarından biridir Ali Muhiddin Hacı Bekir… Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarılan deneyimin ve birikimin adıdır aynı zamanda… Geleneksel usul ile şeker ve lokum imalatıyla başlayan Hacı Bekir’in yolculuğu günümüzde de aynı lezzet ve tat ile devam etmektedir.

     

     

    Türkiye’nin iki asrı aşan nadir markalarından biridir. Gıda sektöründe sembol ve öncü bir isimdir. Türkiye’nin medar-ı iftiharı Hacı Bekir markasının ortaya çıkışı, Bekir Efendi’nin 1777 yılında Kastamonu Vilayeti’nin Araç ilçesinden yola çıkmasıyla başlar… Osmanlı İstanbul’unun en işlek ve ticaretin en yoğun olduğu Bahçekapı’da küçük bir şekerci dükkânı açan Bekir Efendi, kısa zaman içinde bizzat kendi yaptığı şeker, lokum ve akidelerle meşhur olur. Türkiye de bu simge dükkâna vefa borcunu Anıtlar Kurulu’nun şekerci dükkânı olarak tescil etmesiyle ödedi. Aslında Hacı Bekir, Avrupa’da Türk lokumu tanımlamasının doğmasına vesile olan isim... Onun dükkânından lokum satın alan bir İngiliz turist, kısa zaman içinde Avrupa’da “Turkish Delight” kavramının yaygınlaşmasını da sağlıyordu. Hacı Bekir’in kısa zamanda kazandığı şöhret, saraya kadar ulaşmıştı. Leziz ürünlerine hayran olunmuştu. Bunun üzerine Saray Şekercibaşısı olarak ödüllendirildi ve kendisine Birinci Rütbe Nişanı verildi. Hacı Bekir’in en meşhur ürünleri, nefis lokumları, parlak akide şekerleri ve badem ezmeleridir. Hacı Bekir’in merkez ve şubelerinde günümüzde 28 çeşit lokum, 13 çeşit akide şekeri, 11 çeşit badem ezmesi, tatlı-tuzlu bisküvi, pasta, turta, profiterol ve acıbadem kurabiyesi müşterilere sunulmaktadır.  Ayrıca bir Osmanlı içeceği olan Demirhindi Şerbeti de aranan içecekler arasındadır. 240 yıllık tarihiyle İstanbul’a damgasını vuran Hacı Bekir’i, Genel Müdür Ersin Özkan ile konuştuk. Özkan, kişisel kariyerindeki son nokta olan Hacı Bekir’i, yeni asırlara taşıyacak vizyonu ve hedefleriyle birlikte Borsa Aktüel’e anlattı:

     

    Kendine has bir kurumsallığı var

     

    Birbirinden farklı sektörlerde çalıştım, tek ortak noktaları köklü firmalar olmalarıydı. En büyük farklılıkları ise önceki firmaların daha büyük, kurumsal ve belirli sistemlerin oturduğu yüzyıllarca devam eden bir şahıs firması olmamasıydı. Hacı Bekir, bir aile ve şahıs firması olmasına rağmen kendi tarzında kurumsallığı, yönetim şekilleri ve yöntemlerini oturtmuş bir firmadır. Bir başka deyişle kurumsal olmasa dahi kurumsal firmaya yakın yönetim şekli bulunuyor. Bu sebeple burada vazifeye başladığımda çok büyük sürprizlerle veya çok büyük farklılıklarla karşılaşmadım. Ölçek olarak farklı olsa da sistem olarak çok farklı değildi. Kuşkusuz en önemli şeylerden bir tanesi de markanın değeridir. Daha önce çalıştığım markalar da dünya çapında bilinen ve tanınan çok değerli markalardı. Hacı Bekir de kendi sektöründe Türkiye’nin en iyi bilinen ve tanınan markalarından bir tanesi, Türkiye’nin en eski kurulmuş ticari şirketidir. Türkiye’de kuruluşu 240 yıl önceye, yani 1777 yılına kadar giden, daha eski bir şirket bizim bildiğimiz kadarıyla yok. Şu anki Hacı Bekir’de beşinci kuşak işbaşında, altıncı kuşak da yavaş yavaş hazırlanıyor.

     

    Şekerleme yapmayı Kastamonu’da öğrendi

     

    Kurucumuz Bekir Efendi Kastamonu’nun Araç ilçesinde çıraklıktan öğrendiği şekerleme üretimini İstanbul’a gelerek burada sürdürmeye karar veriyor. Bir girişimci olarak 1777 yılında hali hazırda çalışmakta olan Eminönü Merkez Şubesi’ni satın alıyor. Böylece İstanbul macerası başlıyor. Ürünü kaliteli yapmanın yanı sıra yenilikçi bir yaklaşım göstererek, ürünü geliştiriyor.

     

    Osmanlı zamanında lokma ve şekerlemeler yapılırken hammadde olarak çoğunlukla bal, pekmez ve birleştirici olarak da un kullanılıyordu. Bekir Efendi, Avrupa’daki gelişmelerden sonra o zamanın ilk yapılan rafine şekeri olan “kelle şekerini” bal ve pekmez yerine kullanmaya başlıyor. Bağlayıcı olarak kullanılan un yerine de yine sanayinin gelişmesiyle ortaya çıkan nişastayı işin içine katıyor. Bal ve pekmezi rafine şekeriyle, unu da nişastayla değiştirerek çok daha parlak, canlı ve lezzetli lokum ve şekerleme üreterek kendini piyasadaki tüm şekercilerden daha iyi bir konuma getiriyor.

     

     

    Saraya şeker satıyor

     

    Yapmış olduğu bu değişikliklerle sarayın çok büyük ilgisini çekiyor. II . Mahmut zamanında saray, ilk defa şekerlemelerini dışarıdan, Bekir Efendi’den almaya başlıyor. Bekir Efendi daha sonra hac görevini yerine getiriyor ve sonra da Hacı Bekir olarak anılmaya başlıyor. İlk defa sarayın dışından saraya ürün sağlayan birine özel paye ve madalya veriliyor. Hacı Bekir aynı dönemde sarayın “Şekercibaşı” unvanını alıyor. “Şekercibaşı” unvanını aldıktan sonra bütün ürünlerini farklı çeşitlerde sunmaya başlamış. Gül lokumun yanına fıstıklı lokum, limonlu lokum eklemiş çok farklı tatlarda akide şekerleri yapmaya başlamış. Akide şekerleri belki günümüzde çok fazla bilinen ürünler değil ama Osmanlı zamanında çok fazla talep gören ve beğenilen ürün olduğu için farklı tat ve çeşitlerini yaparak saraya ve piyasaya sunmaya başlamış.

     

    TurkIsh DelIgiht ismini bir İngiliz koyuyor

     

    Evet, o zamanlarda yaşanan bir başka önemli konu da “Turkish Delight”ın literatüre geçmesi. Bu adlandırmada Hacı Bekir’in önemli bir rolü var. Rivayete göre o zamanlar, bir İngiliz, Osmanlı İmparatorluğu’nu ziyareti esnasında çevreyi gezerken Hacı Bekir’in mağazasını görüyor. Türkiye dışında bulunan bir ürün olmadığı için orada satılan lokumu merakla tadıyor ve çok beğeniyor. Memleketine dönerken yanında Hacı Bekir’den aldığı lokumu da götürüyor. Yakınlarına bu lezzeti tattırdıktan sonra İstanbul’dan aldığını söylüyor ve o an ismini “Turkish Delight” olarak belirliyor. Yani ismini de bir İngiliz turist koyuyor, o günden bu güne “Turkish Delight” olarak herkesin kullandığı bir kelime literatüre giriyor. Literatüre girmesinin en büyük sebeplerinden bir tanesi de o İngiliz turistin Türkiye’ye gelip Hacı Bekir mağazasından lokumu alıp çok beğenmesi ve memleketindeki insanlara tattırmasıdır.

     

    Fransız ressamın Hacı Bekir illüstrasyonu da bulunuyor?

     

    Osmanlı zamanında bir Fransız ressam İstanbul’a gelerek bir illüstrasyon çalışması yapmış. Yapılan incelemeler sonucunda bu şekerci resminin yüksek ihtimal Hacı Bekir olduğu söyleniyor. Aile bu resmi sahiplenip şirketimiz adına tescilletmiştir. Kendi logomuz olarak şu an bu görseli kullanıyoruz. Orjinali Paris Louvre Müzesi’ndedir. Litografik reprodüksiyonu 214 numara ile Topkapı Sarayı’nda sergilenmektedir.

     

    İkinci kuşak ile dışa açılım

     

    Hacı Bekir Efendi öldükten sonra insanların kafasında bir soru işareti olmuş. Çünkü o dönemlerde bu tür payeler şahıs varken devam eder, şahıs öldükten sonra padişah bir sonraki nesle o unvanı vermeyi tercih etmezmiş. Ama Hacı Bekir Efendi’den sonra bir istisna oluyor ve ürettiği ürünleri beğendiği için padişah bu unvanın Hacı Bekir Efendi’nin oğlu Muhiddin Bey’in devam ettirmesini uygun görüyor. İkinci kuşakta olaylar biraz daha farklılaşmaya başlıyor. Türkiye’de çok meşhur olduğu ve bilindiği için Saray tarafından Tanzimat dönemine doğru geldiğinde Türkiye’nin dışa açılması ve tanıtımıyla ilgili bir takım faaliyetler yapılmaya başlanıyor. Şekerci başı olduğu için bu alanda Muhiddin Efendi, Türk lokumunu, akidelerini ve şekerlemelerini tanıtmak için yurt dışı fuarlarına gitmeye başlıyor. Fransa, Belçika, Amerika’ya gidiyor. Bu ülkelerde düzenlenen fuarların çoğundan madalya ve ödüller alarak dönüyor. Hem ülkenin hem de bu tür şekerleme ürünlerinin tanıtımında çok büyük hizmetlerde bulunuyor.

     

    Muhiddin Bey vefat ettikten sonra oğlu Ali Muhiddin Bey geliyor. Ali Muhiddin Bey olayı biraz daha farklılaştırıyor. Fuarlara katılmaya devam ediyor, ama bir adım daha ileriye taşıyarak, bir tanesi Kahire’de, diğeri İskenderiye’de olmak üzere iki tane mağaza açılıyor. Böylece ülke dışında da ticari faaliyetlerini göstermeye başlıyorlar.

     

    Logolu dönem başlıyor

     

    Muhiddin Efendi ilk katıldığı fuarda tüm firmaların birer logosu olduğunu gözlemliyor ve kendi firması için de böyle bir logo belirlemek istiyor. Türkiye’de o dönem bu tarz çalışmalar tabii ki yok. Yurt dışında kazandığı madalyalarla bizim şu an “Bobbon Turc” dediğimiz logoyu oluşturuyor. Böylelikle Osmanlı’nın ve firmasının ilk markası da oluşmuş oluyor. Marka ve logolarımız tescilli ama ürün bazında tescilimiz yok. Üretim sistemi aile içerisinde olduğu için şirket içinde bir koruma zaten mevcut. Ürün kendi kendini koruyor.

     

     

    Fenerbahçe ’ye başkanlık yaptı

     

    Ali Muhittin Bey sadece ticari faaliyetlere ve yurt dışı tanıtımına önem vermiyor. Bunların yanı sıra çok yardım sever, sosyal faaliyetlerde yer almaktan hoşlanan bir kişilik. Çoğu insan bilmez ama Fenerbahçe taraftarıdır ve bir dönem kulübün başkanlığını da yapmıştır. Bir diğer ilgi alanı ise atlar. 1927 yılında başlayan Gazi Koşusunu ilk kazanan Ali Muhiddin Bey’in Neriman adlı atıdır. İnsanlar bu tür şeyleri pek fazla bilmezler ama tarihçeye baktığınız zaman lokumların ve akidelerin ilk defa yurtdışı fuarlarda tanıtılması, yine yurt dışında ilk defa ticari faaliyet sürdüren mağaza açılması, Gazi Koşusunda ilk olması, Fenerbahçe Kulübünde başkan olması dikkat çekicidir. Aynı zamanda sosyal ve spor faaliyetlerinde aktif olarak çalışan insanlara yardım etmeyi çok seviyordu. Onları alıp yetiştiren, büyüten çok değerli bir insandı.

     

    Hacı Bekir sektörün okulu gibi

     

    Aynı zamanda şu an ki piyasaya baktığınız zaman benzer helva, lokum, akide üreten firmaların çoğunun Ali Muhiddin Hacı Bekir bünyesinde çırak ve usta olarak yetiştikten sonra ayrılarak kendiişlerini kuran insanlar olduğunu belirtmek isterim. Bir nevi Türkiye’de bu alanda bir okul gibi bünyesinde öğrenci yetiştiren bir kurum.

     

    Damat ve kızın yönetim dönemi

     

    Ali Muhiddin Bey vefat ettikten sonra damadı Doğan Şahin Bey ve kızı, şirketi yönetmeye devam ettiler.   Doğan Şahin Bey ile ilgili de ilginç bilgiler verebilirim. Mesela aktif sporcu ve çok iyi bir yüzücüdür. 1961 yılında Fransa’dan İngiltere’ye Manş’ı yüzerek 14 saat 21 dakikada geçerek “Manş Fatihi” unvanını almıştır. Bu derece, Türkiye’nin en iyi derecesidir. Yüzme alanında birçok rekora imza atan Doğan Şahin bu alanda birçok ödüle sahiptir. 1931 doğumlu olan Doğan Bey hâlâ Yönetim Kurulu’nda bulunmaktadır. Fakat koltuğunu beşinci kuşak olan iki kızına devretmiştir. Nazlı Hanım şu an Yönetim Kurulu Başkanı, kardeşi Hande Hanım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görevlerini sürdürüyorlar.

     

    Şirket isminde üç kuşak: Ali Muhiddin Hacı Bekir

     

    Doğan Bey şirkete ve aile değerlerine çok önem veren bir yöneticiydi. Onun döneminde şirket iki ayrı anonim şirkete dönüştü ve şirket ismini verirken değerlerin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göz önüne serdi. Kurucusu Hacı Bekir, ikinci kuşak Muhiddin Efendi ve üçüncü kuşak Ali Muhiddin Efendi’nin isimlerini bir araya getirerek şirket ismini “Ali Muhiddin Hacı Bekir” olarak belirledi.

     

    240 yıldır hizmette olan mağaza

     

    Eminönü’nde karşılıklı bulunan iki şubemiz var. 1777’de açılan ilk mağazamız A şubesi, restore edip geçtiğimiz günlerde tekrar hizmete açtığımız ise B şubemizdir. Beyoğlu ve Kadıköy, bir de üretim yapılan Pendik’teki yer bize ait. Türkiye çapında, şirketin orta ve uzun vadeli planlarıyla ilgili olarak şirketin marka değerini, ürün kalitesini daha fazla sayıda tüketici ile buluşturabilmek için satış noktalarını arttırmak üzere bir planımız var. Bu plan doğrultusuna, sadece kendi dükkanlarımız ve yatırımlarımızla yeterince güçlü ve hızlı büyümek zaman alacağı için piyasadaki satış pazarlama şirketlerinin yaptığı gibi iki ayrı yöntemle satış noktalarımızı arttırmayı planlıyoruz. Bunlardan bir tanesi franchising dediğimiz tamamen bire bir bizim özelliklerimizi taşıyan, bizim adımızı ve markamızı taşıyan satış noktaları oluşturmaktır. Diğeri ise bayilik dediğimiz sadece kendi standart dükkânlarında belirli raflarda bizim ürünlerimizi satan satış noktaları oluşturmaktır.

     

    Bakırköy ve Eskişehir’de olmak üzere Türkiye’de iki tane franchising var. Sene sonuna kadar en az iki büyükşehirde daha franchising noktamızı açmayı planlıyoruz. Bayilik olarak baktığımız zaman Türkiye’de farklı illerde yirmi dokuz noktada ürünlerimizi doğrudan tüketicilerimize ulaştırabilme şansımız var Modern dünyanın gelişimine ve müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yaptığımız çalışmalar sonucunda www.hacibekir.com internet sitemizden online satışları başlattık.  Türkiye ve dünyaya beş yıldır internet üzerinden online satış yaparak hizmet sunuyoruz.

     

    Markamız, her şeyimizdir

     

    İngiltere, Birleşik Arap Emirlikleri, Kanada, Katar, Yeni Zelanda, Hollanda, Yunanistan, Ürdün, Suudi Arabistan, Kuzey İrlanda gibi farklı kıtalarda bulunan ülkelere ihracat yapıyoruz. Şu anda Asya kıtasında bir müşterimiz yok ama onun üzerinde de çalışmalarımız devam ediyor. İhracatta da sürekli olarak geliştirmeye ve büyütmeye çalışıyoruz. 240 yılda oluşan geleneksel anlayışımız en önemli prensibimizdir. Bizim amacımız satış adedini arttırmak değil, kendi kalitemizden ödün vermeden satış noktalarını arttırmak… Bir başka ifadeyle 15 tane satış noktası açıp müşteriye yeterince güzel hizmet verememek ve markayı olumsuz etkileyecek herhangi bir olay yaşamak yerine, daha az nokta ile markamızı ve ürünlerimizi müşterilerimize kaliteli ulaştırmayı hedefliyoruz. Markamız ve ürünlerimizin kalitesi bakımından şirketin almış olduğu bu karar, çok stratejik ve doğru bir karar. Şirketin yöneticisi olarak bunu yüzde yüz destekliyorum. Elimden geldiği kadar bu duruma uygun şekilde satış noktalarımızı büyütmeye çalışıyoruz. Bizim için ürünümüzü son tüketiciye sunacak kişinin karakteri, yapısı, ticari anlayışı ile şirketin beklentileri birbirine yüzde yüz uymalı. Gıda sektöründeyiz ve bu konuda

     

    dikkatli olmamız lazım. Markamızdan daha değerli bir şeyimiz yok. Bu bağlamda birinci derecede önem verdiğimiz markamızın korunması ve onun adına, bilincine, beklentisine herhangi bir şekilde negatif bir durumun kesinlikle bulaşmamasıdır. 240 yıldır lekesiz yaşayan bir markanın bundan sonra sadece satışı arttırmak amacıyla bilinçsizce yüzlerce nokta açarak markanın kalitesine ve değerine zarar verecek bir strateji yürütmesini kesinlikle düşünmüyoruz. Belki bu yeterince hızlı büyümemizi engelliyor ama kaliteli büyümemize çok büyük destek veriyor.

     

    Üretimde modern makineler kullanmıyoruz

     

    Uzun süredir şirketle çalışan ustalarımız, çıraklarımız ve ustabaşılarımız var. Tabii ki modern gıda üretimi içerisinde gıda mühendisi, uzman kontrol desteği alıyoruz ama işin gerçek lezzetini sağlayan o geleneksel formüllerin üretim şeklinin hâlâ uygulanabiliyor olmasıdır. Üretim prosesimizde çok modern makinelerimiz yok. Tüm malzemeleri bir araya getirip karıştıran, pişiren, lokum formu veren üretim şekli benimsediğimiz bir sistem değildir. Ustalarımızın kalite kontrolünü yaptığı, pişme derecesinden kontrolüne kadar dâhil olduğu bir üretim sürecimiz var. Üretimde, bulunduğunuz iklim koşullarına göre pişirme şekli farklılık gösterebiliyor. Kışın pişirdiğiniz bir lokumla yazın pişirdiğiniz bir lokumun veya akidenin aynı sürede ve şekilde pişirilmesi aynı sonucu getirmiyor. Çevre koşullarına hassas bir ürün olduğu için standart üretim bizim geleneksel yöntemlere ve tatlara ulaşabilmemiz için yeterli olmuyor.

     

    Hiç tanımadığımız insanları çalıştırmıyoruz

     

    İnsan emeği ve insan tecrübesi bu işin içerisinde olmak zorunda özellikle bir çalışanın uzun süreli olarak şirket içerisinde kalması ve şirket içerisinde büyüyerek, gelişerek o tecrübeyi gençlere aktararak onların daha ileride usta, ustabaşı olmasını sağlamasını önemsiyoruz. Geleneksel ahilik yöntemi gibi çıraklıktan başlayıp ustalık daha sonra ustabaşılık yöntemini uyguluyoruz. Özellikle üretim ve kesme bölümünde çalışan işçilerimizin şirketteki ortalama çalışma süreleri 14-15 sene. Bir tane ustamız var, Allah uzun ömürler versin, elli senedir bu kurumda. Gençliğinde çırak olarak girmiş, şu anda 67 yaşında ama hâlâ bilfiil orada çalışıyor, bütün bilgisini, tecrübesini aktarıyor. Üretimde de perakendede de dışardan hiç tanımadığımız insanları almak yerine kendi ailemizin içindeki yakın aile efradını bünyemize dâhil etmeyi tercih ediyoruz. Aile şirketinin çalışanlarla birlikte aile halinde büyüme gibi bir plan ve stratejimiz var. Personel sayımız 101 kişi fakat bu sürekli değişiklik gösteriyor. Siparişlerin yoğun olduğu bayram gibi özel günler döneminde geçici olarak takviye alabiliyoruz. İki bayram sektörde olduğu kadar bizim için de önemli. Ayrıca yılbaşı dönemini de yoğunluk yaşadığımız üçüncü dönem olarak söyleyebiliriz.

     

    Anasonlu akide şekeri

     

    Unlu mamullerimizi Eminönü şubesinde üretmeye başladık. Poğaça, simit, sandviç gibi ürünleri burada üretip mağazalarımızda taze olarak satmaya başladık. Hem modern hem klasik anlamda yeni tatlar geliştirmeye çalışıyoruz. Klasik anlamda demir hindi şerbeti bizim için vazgeçilmezdir. Şirketimizle bütünleşmiş bir ürün 12 ay boyunca müşterilerimize sunuyoruz. Klasik yöntemlerle üretip insanlara sunmaya çalışıyoruz. Lokumlarda eski tatların yanında yeni tatlar geliştirmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki aylar içerisinde anason bulunan akide üreteceğiz. Anason tansiyon, mide gibi birçok rahatsızlıkta tedavi için kullanılan ve Osmanlı döneminde tercih edilen bir bitkidir. Eski arşivlerimizde anasonlu akidenin üretildiğini gördük. Böyle bir tadı, tekrar Türk toplumu ile buluşturmak bizim gibi köklü bir firmaya yakışır dedik ve deneme çalışmalarını başlattık. Kısa zaman içinde müşterilerimizle buluşturmayı planlıyoruz.

     

    Bir lokumda iki tat

     

    Farklı iki lokumu tek lokum halinde sunmayı da Türkiye’de sadece biz yapıyoruz. Tek parça lokum aldığınızda güllü, karanfilli, limonlu, fıstıklı veya zencefillidir. İkisi bir arada lokumlarımızın bir katı gül, bir katı limon şeklindedir. Aynı şekilde nane-limon lokumumuz mevcut. Bu sayede klasik tatlar haricinde müşterilerimize farklı tatlarda ürünler sunuyoruz. Üretim içerisinde belirli sınırlamalar olduğu için çok fazla çeşit üretmek mümkün değil ama aklımıza geldikçe veya eski arşivleri karıştırdıkça yeni projeler geliştirebiliyoruz. Mesela portakallı lokum üretiyoruz. Bu ürünü her yerde bulabilirsiniz ama Hacı Bekir olarak bizim farkımız üretim sırasında aroma yerine meyvelerin kendilerini kullanmamız, yerken portakal tadının alındığı, içerisinde portakal taneciklerinin bulunduğu bir lokum sunuyoruz. Ürettiğimiz lokumlarda aroma kullanmıyoruz, klasik ve geleneksel yöntemlerle üretimde Osmanlı döneminde böyle maddeler olmadığı için bizde bu şekilde üretim tercih etmiyoruz. Piyasada yeterince bu şekilde üretim yapan olduğu için biz o pazarı onlara bırakıyoruz ve onlarla bu konuda rekabete girmiyoruz.

     

    Yüzde 100 doğal şeker

     

    Ürünlerimiz kesinlikle doğal. Hiçbirinde glikoz kullanmıyoruz, yüzde 100 doğal şeker ve malzemeden üretiliyor. Sağlık açısından bakınca ne yerseniz yiyin belirli miktar üzerinde tükettiğiniz zaman sağlığınızın bozulması açısından tehdit oluşturur. Bu sadece şeker değil limon, tuz, çay, et gibi ürünler için de geçerli. Devamlı kırmızı et yerseniz vücudunuz bir müddet sonra reaksiyon gösterir ve bilindiği üzere gut hastalığına yol açabilir. Bu kırmızı etin zararlı olduğu anlamına gelmez. Şekerde de aynı durum söz konusu aşırı tüketim sonucu negatif etkiler ortaya çıkabilir. Biz ürünlerimizi en doğal şekilde sunmaya çalışıyoruz. Bir takım yeni ürünler çıkarıyoruz. Tatlandırıcı ile yaptığımız şeker katkısız lokum ve akidelerimiz var. Sıfır şeker ile üretiyoruz ama diyet ürün değil. Şeker katkısız diye özellikle belirtiyoruz. Bu konuda hassasız, diyabetik ürün adıyla piyasaya sürebilirdik ama yapmıyoruz. Şekersiz olarak ürünü tüketmek isteyen müşterilerimiz için üretimini gerçekleştirdik.

     

    Yüksek miktarda üretim yapıp depolayan bir firma değiliz. Ağırlıklı olarak haftalık plan yapıyoruz. Prensibimiz mutfakta taze üretip hemen tüketiciye sunmak. Stok olarak çalışmıyoruz. Küçük ve esnek olmamızın nedeni ve faydası da bu. Yüksek miktardaki siparişleri haftalar öncesinden alıyoruz ve planımızı bu şekilde hazırlıyoruz. Bizden alınan ürünün depoda beklenme süresi minimumdur. Rafta paket bekletmek firmamızın anlayışı içerisinde değil.

     

    Önceliğimiz geleneksel tatları sürdürmek

     

    Lokum, akide, çikolata, helva ve unlu mamul çeşitlerimizi kendimiz üretiyoruz. Hiç kimsenin yapmadığı bazı özel ürünlerimiz var mesela paskalya çöreği; İstanbul’da uzun süre halkın yediği ve beğendiği ürünler. Çok büyük satış adetleri olmasa da bu tatları devam ettirme iddiasında olduğumuz için müşterilerin beğenisine sunuyoruz. Hacı Bekir markasının önceliği hiçbir zaman ticaret yapmak olmadı, Türkiye’nin bazı değerlerini kendi ismimizle beraber korunmak için mücadele eden bir firmayız. Önceliğimiz ticaret yapmak olsaydı çok fazla satılmayan ürün çeşitlerini üretmeye devam etmezdik ama geleneklerin devam etmesi açısından bu tür özel ürünleri hala bünyemizde bulunduruyoruz.

     

    Müşterilerle iletişimi sosyal medya aracılığıyla da sağlıyoruz. Aktif olarak yer aldığımız bu mecralardan gelen geri dönüşler bizi mutlu ediyor. 55 yıllık müşterimizin çocukları ve torunlarıyla ürünlerimizden hâlâ eski tadı aldığını belirtmesi, bizim doğru yolda olduğumuzun göstergesi. Şirket ile birlikte müşterilerimiz de nesilden nesile devam ediyor. Esma Sultan Yalısı’nda gerçekleştirilen 101 İstanbul Lezzeti etkinliğinde yer alıyoruz. Ramazan ayı boyunca Sultanahmet’te Büyükşehir belediyesinin açmış olduğu “Asırlık Tatlar ve Sanatlar Çarşısı”nda 30 gün boyunca yer alıyoruz. Yurtdışı fuarlarını yönetim olarak takip ediyoruz fakat firma olarak henüz stant açmadık.

Etkinlik Takvimi
İstek, öneri, memnuniyet ve şikayetlerinizi belirtiniz.