İSTİB
Buradasınız | İSTİB Anasayfa TARİHİ UNKAPANI DEĞİRMENİNDEN MODERN BORSAYA

Haber Detay

TARİHİ UNKAPANI DEĞİRMENİNDEN MODERN BORSAYA

İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurul Başkanı Ç.Ali KOPUZ 2013 Ağustos Meclis toplantısında konuştu. Aylık olağan konuşmasını yapan Kopuz şunları söyledi

 

“Sayın Başkan, Kıymetli Meclis Üyeleri, Sözlerimin başında hepinizi en samimi duygularla selamlıyorum. Ağustos ayı meclis toplantımızın verimli ve başarılı geçmesini diliyorum. Bir zamanlar İstanbul'da çok sıklıkla söylendiği gibi, tarımsal ürünlerin fiyatlarının belirlendiği bu ticari çatı altında tüm tüccarlarımıza "pazar ola" diyorum.

 

Öncelikle hepinizin geçmiş Ramazan Bayramını tebrik ediyorum. Ramazan bereketinin Borsamızda ve ülkemizde bir sonraki Ramazana dek artarak sürmesini temenni ediyorum.

 

Yine bu vesileyle 1071'de bir Ağustos gününde kazandıkları zaferle, Anadolu'yu bize yurt kılan Sultan Alparslan ve ordusunu minnet ve rahmetle anıyorum. Bin yıldır yaşadığımız, ekip biçtiğimiz bu toprakları, bize çok görenler de oldu. İşte biz Anadolu'yu işgalden yine bir Ağustos günü kurtardık.

 

Kurtuluş Savaşı'nda düşmanı denize döken ve Anadolu'nun bizim olarak kalmasını sağlayan Gazi Mustafa Kemal ile şanlı askerlerimizi şükranla yâd ediyorum. Şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Sizlerin de hem Malazgirt, hem de Zafer bayramlarınızı tebrik ediyorum.

 

Sayın Meclis Üyeleri, Mısır'da darbe sonrası yaşanan olaylar hepimizi derinden üzmektedir. Artık, söylenecek sözler bitmiştir.  Darbeci Mısır yönetimi, kendi halkına karşı benzeri az görülür bir kıyıma girişmiştir. Katliamın boyutu her geçen gün artmaktadır. Bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan bu katliamları, şiddetle ve nefretle kınıyorum. Darbeci Mısır yönetimi artık idareyi, seçilmiş yöneticilere bırakmalıdır. Biz İstanbul İş Alemi olarak, mazlum Mısır halkının yanındayız, yanında olmaya devam edeceğiz.

 

Bu arada Meclis Başkanımızın da ifade ettiği gibi TOBB Genel Kurulu da yapıldı. Rıfat Bey, yeniden TOBB Başkanı seçildi. Ben Sayın Başkanımıza ve yeni yönetimine başarılar diliyorum.

 

Ticaret Borsası olarak biz de yeni yönetim de başkan yardımcısı olarak yer alıyoruz. İnanıyorum ki, sizlerin desteğiyle orada İstanbul'u ve Borsamızı en iyi şekilde temsil edecek, "hakkın, adaletin ve hizmetin" temsilcisi olacağız.

 

Değerli Arkadaşlar, bugün sizlere hitap ettiğim bu çatı altında bulunmayı çok önemsiyorum. Biliyorsunuz, şu an biz Birinci Hamidiye Medresesi'ndeyiz. Bunun iki anlamı var:

 

Birincisi, bir eğitim kurumunda ticaret yapıyoruz. Oysa eğitim kurumunda eğitim, ticaret alanlarında da ticaret yapılmalı. Hatırlayacaksınız, Türkiye'nin ilk ticaret borsası görevini gören kapan'lar, bugünkü Unkapanı denilen bölgedeydi.

 

Bizim orada büyük bir arazimiz var. İşte biz bu arazimizi değerlendirip borsamızı, ilk zahire işlemlerinin yapıldığı bu bölgeye taşımak niyetindeyiz. Umuyor ve diliyorum ki, bizim hizmet dönemimizde bu arzumuzu yerine getirir, sizlerle birlikte orada ilk toplantımızı yapmayı başarırız.

 

Burada bulunmanın ikinci anlamı şudur. Bu mekan bize, çok köklü bir geçmişe sahip olduğumuzu hatırlatıyor. Hem de kağıtlarda yazılan kuruluş tarihimizden daha eskilere giden bir geçmişe sahip olduğumuzu gösteriyor.

 

Ne kadar eski? Az önce söylediğim gibi Osmanlı döneminde bugünkü Eminönü ve Unkapanı bölgesinde sıralanan kapan'lar, ticaret borsasının yaptığı işlemleri yapıyordu. İstanbul'a zahire getirip o zahirelerin fiyatlarını belirliyorlardı.  Ancak İstanbul'un zahiresiz ve etsiz kalmaması o kadar önemli bir konuydu ki, görülen lüzum üzerine, 18. yüzyılın sonunda Zahire Nezareti kuruldu.

 

Yani bugün bizim yaptığımız işleri takip için devlet bir bakanlık kurdu. Nezaretin temel görevi, 1793 yılında yayınlanan talimatnamesine göre söylüyorum, zahire işlerini denetlemek, fiyatların oluşumunu gözetlemek, tüccarın İstanbul'a düzenli ve yeterli miktarda zahire getirmesini sağlamaktı.

 

Değerli Arkadaşlar, Türkiye'de modern yönetim anlayışının temellerinin atıldığı Tanzimat yöneticilerinin yaptığı ilk iş de, zahireyle ilgiliydi. Osmanlının kalkınmasını tarıma dayalı modern bir ekonomik anlayışta gören Tanzimat yöneticileri, 1838 yılında Ziraat ve Sanayi Meclislerini kurdular. Amaçları da ziraî (tarımsal) gelişmeyi yürütecek kadroları yetiştirmekti.

 

Dikkatinizi çekerim, Tanzimatçılar bu meclisleri ilk önce, Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı) bünyesinde oluşturdular. Çünkü, tarımdaki gelişmeleri, hariçteki devletlerle mücadele edecek en önemli unsur olarak görüyorlardı.

 

Konuyu uzatmak niyetinde değilim. İstanbul'da ticaret borsası, Cumhuriyet dönemine kadar çeşitli isimler altında hep varolageldi. Ne yazık ki müstakil bir yapıya kavuşmadı. Üstelik, Sultan II. Abdülhamid'in onayına rağmen, Dersaadet'te bir ticaret borsasının kurulması hep geciktirildi.

 

Nihayet 21 Şubat 1925'de İstanbul Ticaret Borsası resmen faaliyetine başladı. 1926 yılından bu yana da bu tarihi binada İstanbul ve Türkiye'nin tarım ve hayvancılığına hizmet üretiyoruz.

 

Dün hizmete başladığımızda (yani 1920'li yıllarda) 300-400 üyemiz vardı. Bugün, hamdolsun, 7 bini aşkın üyeye sahibiz.

 

Dün sınırlı bir ticaret hacmine sahiptik. Bugün, 7,5 milyar doları aşkın bir ticaret hacmini kontrol ediyoruz. Bugün Türkiye'deki ticaret borsalarındaki tüm işlem hacminin yüzde 15'i İstanbul Ticaret Borsası'nda gerçekleşiyor.

 

Yine bugün Türkiye'nin en büyük ticaret borsasıyız. İnanıyorum ki, sizlerle birlikte, İstanbul Ticaret Borsası daha da büyüyecektir.

 

Sayın Başkan, Kıymetli Meclis Üyeleri, Biz İstanbul Ticaret Borsası olarak, özelde İstanbul'un, genelde de Türkiye'nin iaşesinden sorumlu olduğumuzun farkındayız. Bu nedenle politikalarımızı belirlerken İstanbul'u merkez edinip tüm Türkiye'ye hitap eden bir bakış açısıyla hareket ediyoruz. Vizyonumuzu İstanbul'dan Anadolu'nun her köşesine ulaşacak bir genişlikte kuruyoruz.

 

Ticaret ve Ziraat Meclisi olarak temelimizin atıldığı günden beri, bu bilinci ülkenin her köşesine yaymanın heyecanı ve şevki içinde olduk. İşte bugün 34 meclis üyemizle birlikte, bu çalışma azmini ilk günkü coşku ve samimiyetle sürdürüyoruz.

 

Sevgili Arkadaşlar,İşte tüm Türkiye'ye hitap eden İstanbul Ticaret Borsası Başkanı olarak, ülkemizdeki son ekonomik gelişmeler hakkında Borsamızın görüşlerini sizinle paylaşmak istiyorum:

 

Biliyorsunuz, ekonominin iyi mi yoksa kötü mü gittiğini anlatan en önemli göstergelerden biri, ekonomik büyümedir. Ekonomik büyüme, her yıl üçer aylık dönemler halinde 4 defa açıklanır.

 

Şimdi biz 2013 yılının ikinci üç ayı için, yani Nisan-Mayıs ve Haziran aylarını kapsayan dönem için ekonomik gelişme oranının açıklanmasını bekliyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılacak bu açıklama öncesi, ikinci çeyrekteki büyümeyi tahmin etmemizi sağlayacak bazı emareler var.

 

Sözgelimi Haziran ayı sanayi üretimi bunlardan biriydi ve biliyorsunuz, haziran ayında sanayi üretimi bir önceki aya göre  yüzde 1,4, buna karşılık bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,2 arttı.

 

Bu veriler ışığında söyleyebilirim ki, Türkiye, ikinci çeyreği de yüzde 3.3 civarında reel bir büyüme oranıyla kapatması dahi kuvvetle muhtemeldir. Yani Türkiye, içeride ve dışarıda gerçekleşen bir çok olumsuzluğa ve perdeleme girişimlerine rağmen büyümesini sürdürmektedir ve sürdürecektir.

 

Peki, büyüme daha düşük olabilir mi? Olabilir. Ama bana göre ikinci çeyrek büyümesi, yüzde 2,5'in altını görmeyecektir.  Yani ikinci çeyrek büyümesinde alt limit yüzde 2,5, üst rakam yüzde 3.3 ve orta nokta da yüzde 2.9'dur. Benim tahminim ise, yüzde 3'ün üzerinde, yüzde 3.3 olacağı yönündedir.

 

Dolayısıyla bu rakamlar ortaya koyuyor ki, 2013 yılının ilk 6 aylık büyüme oranı, ortalama yüzde 3 civarında gerçekleşecektir. İkinci altı ayda ise büyüme biraz daha yüksek olur ve yüzde 4'ü aşar.

Çünkü 2014'ün ilk aylarında (Mart'ta) yerel seçimler var. Yine Eylül 2013'ten itibaren olumlu mevsimsel ekonomik aktiviteler de gerçekleşecek.

 

Bu nedenlerden dolayı ikinci 6 ayda büyüme hızlanacak. 2013 yılı büyüme oranın da, bu durumda yüzde 3,4-3,5 civarında şekillenmesi kuvvetle muhtemeldir. Bana göre Türkiye, Gezi olayları gibi iç gelişmelere, Suriye ve Mısır'da yaşanan dış gelişmelere rağmen, hâlâ ekonomik gücünü korumayı başarma büyüklüğünü göstermiştir.

 

Türkiye, sarsıntılara karşı dirençli ve güçlü bir ekonomiye sahip olduğunu, çok iyi bir ekonomik yönetime sahip olduğunu göstermiştir. Türkiye, küresel ekonominin birinci liginde ilk 10'a oynamaktadır. Bu veriler bir kez ortaya koyuyor ki, bizi kimse küme düşüremeyecektir.

 

Kaldı ki, Başbakanımız Tayyip Erdoğan'ın talimatları ile, Başbakan Yardımcımız Ali Babacan'ın koordinasyonunda, ekonomi yönetiminin kurumları olası tüm küresel ekonomik senaryolar üzerine çalışıyorlar.

 

Dünyada meydana gelecek olumsuz gelişmelere karşısında Türkiye'nin atacağı adımları, uygulayacağı senaryoları önceden hazırlıyorlar. Bu hazırlıkları yapabilecek düzeyde bir ekonomiye sahip olmak, bazı Avrupa ülkelerinin durumu dikkate alındığında, Türkiye'nin büyüklüğünü göstermektedir.

 

Değerli Arkadaşlar, Fiyat artışlarında da olumlu bir gelişme yaşanıyor. Biliyorsunuz, bizim gibi enflasyonu düşürme hedefli politikalar uygulayan ülkelerde, enflasyonu daha iyi değerlendirebilmek için "manşet enflasyon" diye bir yöntem uygulanıyor.

 

Bu yöntemin esası, belirli bir mal grubunu hedeflememesidir. Genel olarak mal ve hizmetlerdeki fiyat hareketlerini ifade ediyor. Gıda ve enerji grubu da bu değerlendirmeye dahil ediliyor.

 

Buna göre, 2013 yılı temmuz ayı sonu itibariyle ( yani  1 Ağustos 2012- 31 Temmuz 2013 tarihleri arası), yıllık manşet enflasyonu, yüzde 8,9 düzeyinde kaldı. Bu son derece önemli bir rakamdır. Çünkü özellikle uluslararası finans kurumları, manşet enflasyonu çok daha yüksek bekliyorlardı.

 

Uzmanlara göre, 2013'ün kalan aylarında nispeten daha düşük enflasyon oranları gerçekleşecek. Bu da bizim 2013 yılını yüzde 7'nin altında bir enflasyonla kapatmamızı sağlayacak. Elbette, enflasyonla mücadeleden sorumlu kurumlarımızdan Merkez Bankası'nın alacağı tavır da son derece önemlidir. Biz de Merkez Bankası'ndan faiz silahını "ölçülü" kullanmasını bekliyoruz.

Yani Merkez Bankası, ekonomik büyümenin lokomotifi işletmelerimizi zora sokacak kararlardan uzak durmalıdır. Çünkü Merkez Bankası'nın kararı, özellikle yılın son 4 ayında ekonomik aktivitelerin daha da canlanmasına katkı sağlayacaktır. Bu yüzden Merkez Bankası'ndan enflasyonla mücadelede ederken,  piyasa ile enflasyon arasındaki dengeyi korumasını diliyoruz.

 

Bu noktada, 20 Ağustos'ta toplanacak Para Politikası Kurulu Toplantısı'nı dikkatle takip ediyoruz. Bize göre, Temmuz toplantısında çıkan faiz artış kararından sonra, Ağustos toplantısından bir artış kararı çıkması düşük bir ihtimal. Ama, Para Politikası Kurulu, 20 Ağustos veya 17 Eylül toplantısı için halen 25 ya da 50 bazlık bir artış beklentisi gündemde tutuyor.

 

Saygıdeğer Meclis Üyeleri, bu noktada dikkatinizi Merkez Bankası'nın bir uygulamasına çekmek istiyorum. Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu, aldığı kararlarla döviz kurlarında istikrar istediğini ortaya koydu.  Oysa döviz kurlarında istikrar,  Türk Lirası'nın daha değerli kılınması anlamına geliyor. Bu ise enflasyonu kontrol altında tutmak  için yapılıyor.

 

Ayrıca küçük faiz artışlarıyla da bankaların kredi maliyetleri yükseltilmek istenmiyor. Çünkü bu da ekonominin büyümesini olumsuz etkileyecek. Dolayısıyla Merkez Bankası, hem Hazine'nin borçlanma maliyetini, hem de büyümeyi kollayan bir taktik izliyor.

 

Bir de hatırlayacaksınız, dolar kurundaki artışa Merkez Bankası müdahale etmişti. Bu ayarlamalar sonucu dolar kuru, zaman zaman 1,92 TL'nin altına dahi gelmiş görünüyor. Ancak burada bir sorun var:

 

Küresel piyasalarda Türkiye'nin rakibi olan bazı ekonomiler, dolar karşısında para birimlerinin değer kaybetmesine göz yumuyorlar. Çünkü, böylece zaten zayıf giden dünya ticaretine avantajlı konuma geçmeyi planlıyorlar.

 

Sonuç olarak, bu noktada Türkiye iyi düşünüp iyi hareket etmeli. Dolar kurundaki dalgalanmada, yani Mayıs sonundan Ağustos ortasına kadar Türk Lirası dolar karşısında yüzde 6 değer kaybetmişti.

 

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki 4-5 ay içinde  TL'nin yabancı paralar karşısında yüzde 3-4 oranında bir değer kaybı daha yaşaması ihtimali şaşırtıcı olmamalıdır. Bu nedenle, sizleri döviz cinsinden borçlarınızı yönetmeniz konusunda da dikkatli olmaya davet ediyorum.

 

Değerli Meclis Üyeleri,

Son günlerde kamuoyunu meşgul eden ve Borsamızı da yakından ilgilendiren et fiyatları ile ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Et fiyatlarında son bir ay içerisinde yüzde 10 civarında bir artış meydana gelmiştir. Bu artış, mevsimsel faktörler ve Ramazan ayı sebebiyle oluşan talep artışı ile ilgilidir.  Yapılan spekülasyonlar sonrası Et ve Süt Kurumunun ithalat yapılmayacağı yolundaki açıklamaları da, besicilerin hayvanlarını kesime götürmelerini geciktirmiştir.

Biz İstanbul Ticaret Borsası olarak, hükümetimizin son yıllarda yapmış olduğu hayvancılık destekleriyle yeterli hayvan stoğunun sağlamış olduğunu biliyoruz. Bakanlığımız özellikle besi hayvancılığının geliştirilmesi için yapmış olduğu destekleri artırmalı, girdi maliyetlerini düşürücü adımlar atmalıdır. Et fiyatlarının bir süre daha bu seviyelerde kalsa da, Kurban Bayramı sonrasında normale döneceğine inanıyoruz. Vatandaşlarımıza tavsiyemiz, et alırken fiyatları kontrol etmeleridir. Biliyoruz ki, bu ortamdan faydalanarak fiyatı suni olarak artıran perakendeciler vardır.

 

Ben bu duygu ve düşünceler içinde sözlerimi tamamlarken, İstanbul Ticaret Borsası Meclis çalışmalarımızın hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.” 

 

Geri